RSS
07 Oct. 2010

Bükreş


Geçen hafta eğitim nedeniyle Bükreş’e gitme şansını buldum. Açıkçası gitmeden önce önyargılarım çoktu; çevremdekiler genelde komünizmin de etkisiyle cansız ve eski binalardan oluşan fazla gelişmemiş bir kent olduğunu söylüyorlardı. Bükreş’i gördükten sonra yanıldığımı anladım, tipik bir Doğu Avrupa şehri olan Bükreş canlı, yeşil ve güzel mimariye sahip bir şehir olarak dikkatimi çekti.
Bükreş ya da Rumence adıyla “Bucureşti” Romanya’nın güneyinde yer alan ve içinde ufak bir nehir olan 2 milyonluk bir şehir. Yıllar boyu Osmanlı Vesayeti altında yaşayan halk, tam özgürlüğünü kazandıktan sonra savaşlarla da uğraşınca bir türlü huzura ulaşamamış, üstelik 2. Dünya savaşı sonrası baskıcı Çavuşesku rejimi ise bütün bunların üzerine tuz biber ekmiş diyebilirim. Avrupa Birliği’ne girmelerine rağmen Euro kullanmıyorlar ve henüz Schengen vizesi geçerli değil, buraya gitmek için Etiler’deki Romanya Konsolosluğu’ndan vize almanız gerekiyor. 
Şehir çok büyük değil, ulaşım sıkıntısı hiç yok. Çok büyük olmayan bir metro hattı, otobüs hattı ve hala olduklarını bilmediğim troleybüs hattı bulunuyor. Caddeler geniş olmasına karşın çok fazla trafik ışığı olduğu için yoğun saatlerde biraz trafik yaşanabiliyor, tabii biz İstanbullulara göre bu şehrin boş trafiğine denk geliyor diyebilirim. Zaten çok ucuz bir şehir olduğu için ulaşım için taksileri tercih etmek daha mantıklı görünüyor.
Odeon önündeki Atatürk heykeli
Bükreş’in mimarisi oldukça değişik, bir Rumen’den dinlediğimize göre Rumenler değişime fazlasıyla açık bir toplum; bu yüzden herhangi bir mimar bir ülkeye gittiğinde orada görüp beğendiği bir binadan esinlenerek bir benzerini Bükreş’te yapabiliyor. Bükreş’te gezerken kimi zaman tarihi-klasik binalar görürken kimi zaman da yenilikçi tasarımlar görmeniz olası. Tabii komünizmden sonra özellikle tek tip apartmanlar çirkin dursa da devlet binaları, tiyatrolar oldukça güzel mimarilere sahip. Şu an Parlamento binası olarak kullanılan Çavuşesku’nun Sarayı da şehirdeki mimariye örnek yapılardan. Şehirde bol miktarda park bulunuyor, benim en sevdiğim yanlarından biri de bu oldu, İngiltere’deki kadar büyük parklar beklemeyin tabii ama yine de Bükreş’in fazlasıyla yeşil bir şehir olduğunu söyleyebilirim. Buraya 1. Dünya Savaşı ve 2. Dünya Savaşı arasında “Küçük Paris” deniyormuş ama savaşlar nedeniyle birçok tarihi eser ve bina yıkılmış.

Ortodoks Kilisesi
Tipik bir toplu konut binası

Rumen Mimarisinden örnekler

Parlamento binası (Eski Çavuşesku Sarayı)
Rumenleri tek bir tip olarak değerlendirmek zor, kimisi sarışın uzun boylu, kimisi esmer kısa, anlayacağnız her türlü tipte insan görmek mümkün. Yine de Avrupalı bir yüzleri var diyebilirim. Nüfusun büyük çoğunluğu ortodoks, her yerde butik ve şirin kiliseler görebiliyorsunuz, katolik kiliselerin ihtişamı yerine daha sade bir anlayış bulunuyor. Halkın büyük çoğunluğu İngilizce konuşabiliyor, taksiye bindiğinizde bile sıkıntı çekmiyorsunuz. Rumenler eğlenmeyi de seviyor, özellikle şehrin yeni düzenlenen “Old Bucharest” yani eski Bükreş bölgesinde tıpkı bizim Asmalımescit gibi sağlı-sollu bir sürü bar-cafe bulunuyor ve hava güzel olduğunda hafta içi bile buralar tıkabasa dolu oluyor. Tabii bizdeki gibi gece kulüpleri de oldukça çok, Gate, Bamboo gibi Rumen sosyetesinin takıldığı mekanlar da tercih edilenler arasında.
Milli yemeklerinden “Sarmala”

Bükreş’in bir güzel yanı da yemekleri, mutfağı bizimkine son derece benzer olmasıyla yemek konusunda hiçbir sıkıntı çekmiyorsunuz. Yukarıda fotoğrafını koyduğum “Sarmala” tahmin ettiğiniz gibi bizdeki sarmaya karşılık geliyor. Tadı da aynı bizdeki sarma gibi, üzeri de hafif kremalı yoğurtla kaplı. Yanındaki patates püresi sanabilirsiniz ama aslında mısır ezmesi. Ama püre de “Pure” adıyla bulunabiliyor. Türk yemeklerinin oldukça revaçta olduğu Bükreş’te birçok yerde Baklava da bulabiliyorsunuz. Ancak bizim gibi bir porsiyonda 3 tane yerine tane tane satılıyor çünkü tadı Rumenlere çok tatlı geliyormuş. Sırp, Balkan, Türk yemeklerinin yanı sıra hatırı sayılır İtalyan restoranı da bulabilirsiniz. İtalya’da bol sayıda Rumen yaşadığı için İtalyan kültürüne de yakınlar. Önerebileceğim restoranlar: Caru Cu Bere (Bira Arabası), burası en meşhur restoranlarından biri, tarihi bir binada kurulmuş içeride keman ve piyanodan oluşan canlı  müzik de bulunuyor, her türlü geleneksel yemeği yiyebileceğiniz ayrıca çeşit çeşit bira içebileceğiniz çok güzel bir  yer. Taverna Sarbului (Sırp Tavernası), özellikle geniş et yemeği çeşitleriyle (30’un üzerinde) şehrin biraz dışında taksiyle gitmenizi önereceği bir yer, oldukça da kaliteli. Quattro Staggioni, İtalyan yemekleri ve özellikle pizzasıyla denenmesi gereken yerlerden biri, kaliteli şarap da bulabilrisiniz. 
Bükreş’in güzel özelliklerinden biri de çok ucuz bir şehir olması. Para birimleri Yeni Ley, tıpkı bizim gibi Eski Ley’den 4 sıfır atmalarıyla oluşmuş bir para ve 1 TL yaklaşık 2.1 Ley’e karşılık geliyor. Taksilerin 1.39 Ley’den yani 67 kr’tan açıldığını söylesem herhalde bir kıyas yapma şansınız olur. İyi bir restoranda içkisi-tatlısı her şey dahil 20-25 TL’ye rahatlıkla kalkabiliyorsunuz. Cafelerde içkiler de yüksek olmayan vergiler sayesinde fazlasıyla ucuz, herhangi bir barda birayı 2-3 TL’ye içebiliyorsunuz. Konaklama da oldukça uygun; en lüks otellerde bile geceliği 150 TL’ye konaklanabiliyor. 
Turizm çok fazla gelişmiş sayılmaz, merkezdeki Tarih ve Sanat müzesi dışında yukarıda gördüğünüz Parlamento Sarayı, tarihi Odeon tiyatrosu, Eski Köy Evleri Müzesi gibi kısıtlı olanaklarınız var. Fransa’dakine çok benzer bir Zafer Kemeri bulunuyor. Turizm gelişmiş olmadığı için hediyelik eşya dükkanı bulmak bile çok zor. Şehirde en büyük gelirlerden biri de kadın turizmi desek yanlış olmaz. Hemen her yerde (hatta tur guide’larında bile) erotik masaj salonu ilanları karşınıza çıkıyor.  Yasal olduğu için de bunu her yerde reklam ediyorlar. Bir diğer gelir kapısı da kumar, birçok caddede market büyüklüğünde kumarhaneler görüyorsunuz. Türkiye’de kumarhaneler kapatıldıktan sonra birçok kumarhane sahibinin burada kumarhane açtığını da hatırlatalım. Ayrıca Expat olarak çalışan hatırı sayılır miktarda da Türk bulunuyor. 
Bükreş dışında turizmin en yaygın olduğu yer Bükreş’in 200 km kuzeyinde yer alan ve Drakula’nın(Vlad Tepes) meşhur Bram şatosunun da bulunduğu Brasov şehri. Romanya’ya gelindiğinde 2 gün Bükreş ve 1 gün Brasov yapmak en mantıklısı gibi görünüyor.

About the author

1979 İstanbul doğumlu Bilgisayar Mühendisi, @4sqturkiye yazarı ve çeviri sorumlusu, @foursquare'de SuperUser, @mekanist ailesinde Guru'dur, @pfizerturkiye'de çalışır.


Bir detay da ben ekleyeyim