RSS
15 Apr. 2010

Moskova


Büyük günden hemen 3 gün önce yeni line manager’ım Moskova‘da eğitim var gitmen lazım dedi. Ne vize vardı ne otel/uçak rezervasyonu, bir iki gün içinde vizeyi almam gerekiyordu zira Pazartesi sabahı Paris’e balayına gideceğimiz için pasaportumu Rusya Konsolosluğu’nda bırakamazdım. Gerekli aramaları yaptım, Rusya turistik vizesi için hiçbir evrak istenmediğini ve sadece ücreti ödenerek 1 gün içinde vizeyi alabileceğimizi öğrendim. Perşembe sabahı pasaport gitti, cuma sabahı vize elimdeydi bu bakımdan Rusya ile vizenin kalkması hakikaten mantıklı gibi geliyor, zaten hiçbir şey sorgulamıyorlar ve para kesiyorlar diyebilirim.
Normalde eğitim pazartesi sabahı başlayacakken eğitmenin yetişememesi sonucu salı günü başlayacağı bildirildi; iyi ki de öyle oldu yoksa cumartesi gecesi Paris’ten döndükten sonra pazar öğlen Moskova’ya uçmak zorunda kalacaktım. Pazartesi günü için bavulu hazırlarken İstanbul’da hava 18 dereceydi, Moskova ise gündüz 4 gece -4 olarak görünüyordu. Haliyle gözümüzü korkutan bu durum karşısında Paris’te koyduğum ne kadar ince kıyafet varsa çıkarıp yerine kazakları, eldiven ve bereyi koydum.
THY ile yaklaşık 3 saatlik bir yolculuktan sonra Moskova’ya vardığımda bembeyaz bir hava beni karşıladı. Mart ayının sonunda halen her yeri bembeyaz görünce şaşırmadım dersem yalan olur. İlk şoku havaalanında yaşadım, Rusya’nın uluslararası havalimanı Şeremetyevo‘ya iniş yaptığımızda ne olduğunu anlamadan herkes bir anda koşmaya başladı. 5 dk. sonra acı gerçeği anladım, insanlar pasaport kuyruğu için koşuyordu. Yaklaşık 300 kişilik bir kalabalık olmasına rağmen sadece 3 adet gişe çalışıyordu, üstelik bu 3 gişedeki her işlem de oldukça uzun sürüyor. Herkesin vizesindeki bilgileri tek tek bir veritabanına girip, varsa fotoğrafınızı tarıyorlar. Havasız ve sıcak bir ortamda ve sıraya girmek için hiçbir düzenin olmadığı ve türlü türlü insanın dip dibe olduğu bir ortamı düşünün işte bu ortamda tam 45 dk. pasaportu onaylatmak için bekledim.
Bavullarımı aldıktan sonra ülkeye girerken bir kez daha bavulun içi arandı, ben de beni bekleyen Taksi şoförünü bulabildim. Rusya taksi konusunda ilginç bir ülke, eğer havaalanından taksiye binmeye çalışırsanız yalnızca 15 km. ötedeki şehir merkezine sizi 150 TL’ye götürmeye çalışıyorlar. Haliyle ya pazarlık yapacak, ya da önceden taksi ayarlayacaksınız. Rusçayı sular seller gibi konuşamadığımdan dolayı IBM‘de daha önce birlikte çalıştığım Natalia’nın yardımıyla bir taksi ayarlamayı başarabildim. Taksicinin tek kelime İngilizce bilmediğini söylememe gerek yok sanırım, yol boyunca dinlediğimiz Rusça radyonun da tek kelimesini bile anlamadığımı da tabii. İlginç bir ülke dediğim gibi, Kiril alfabesinin de etkisiyle nerede olduğunuzu anlamanız mümkün değil, dilini konuşamadığınız ve yavaştan havanın karardığı bir ülkede hiç tanımadığınız bir adamla otelinize gitmeye çalıştığınızı düşünün, işte benim yaşadığım da böyle bir şeydi..
Moskova nasıl bir şehir diyecek olursanız. Özellikle belirtmeme gerek yok sanırım, soğuğu gerçekten insanı donduracak noktalara ulaşabilen bir şehir. Öyle ki şehiri ısıtmak için çeşitli yerlerde bacasından buhar tüten binalar görüyorsunuz. Yani anlayacağınız hiçbir evde, binada kazan yok şehrin her tarafından geçen borular ısıtıyor etrafı. Nükleer saldırılar düşünülerek yapılmış şehrin her tarafına ulaşabileceğiniz metro, Moskova’da ucuza bulabileceğiniz yegane şey. Evet Moskova, Tokyo ve Osaka’dan sonra dünyanın en pahalı 3. şehri; ev fiyatları ve kiraları çok yüksek, dışarıda bir yere gidip bir şeyler yemek lüks denebilecek bir aktivite. Ortalama bir restoranda kişi başı 60-70 TL’den aşağı kalkmanız pek mümkün değil. Kendine has yemekleri neredeyse hiç yok diyebilirim, zaten ortalık İtalyan, Japon restoranından geçilmiyor, Avrupa’nın en büyük Mc Donalds’ının burada olması da yıllarca komünizm ile idare edilip kapitalist düzene karşı savaş ilan eden bir ülke için de bir ironi olsa gerek. Otel fiyatları ise dünyanın en pahalısı olarak biliniyor. Bu arada bu yüksek fiyatlara rağmen gelir vergisinin sadece %13 olduğunu bir not olarak düşelim. Şehirde ayrıca özellikle enerji ve inşaat sektöründen oluşan inanılmaz zengin bir kesim olduğu söyleniyor. Gerçekten de bazı bölgelerde İstanbul’da bile görmediğim lüks arabalar gördüm. Tabii bir yanda bu lüks arabalar dururken, hala Lada Samara’ların da kullanıldığını görmek mümkün.
Belli başlı yerlerde güzel binalar olsa da şehrin genelinde komünizmden kalma bir soğukluk, bir grilik olduğunu söylemek mümkün. Binalar sade ve tıpkısının aynısı, Kremlin Sarayı ve çeşitli yerlere dikilmiş aşağıda bir tanesini gördüğünüz, Stalin zamanında yapılmış Moskova’nın 7 kulesi ve bazı yapılar harici görülecek çok fazla bir şey yok. En yukarıda görmüş olduğunuz Kızıl Meydan da öyle aman aman hareketli bir yer değil, sadece kutlamalarda ve törenlerde kalabalık oluyor.
Moskova’da İngilizce bilen insan bulmak gerçekten çok zor. Üstelik alfabesi de bir acaip olduğu için metroda veya dükkanlarda yazılanları akılda tutmak, okumak pek mümkün değil. Birçok yerde kaderinizle baş başa kalıyorsunuz. Yıllarca tekdüze ve sade yaşamış insanlar çok fazla konuşmayı sevmeyen, gülmeyen, içedönük bir hale gelmişler. Ülkede kadın nüfusunun fazla olduğu biliniyor, kadınlar arasında 2. evlilik çok yaygın. Genç yaşta evlenip kısa süre sonra boşanan çok insan varmış. Erkekleri gerçekten de söylendikleri kadar umursamaz ve rahatlar. Bu yüzden ailede kadınların baskın olduğunu söylemek gayet mümkün.
Güvenlik açısından da problemleri olan bir şehir Moskova, gece 11’de bile ıssız yerlerde dolaşmamak, metroda tek kalmamak gerekiyor. Yaşamanın pahalı olduğu bu şehirde suç oranı da oldukça yüksek. Biliyorsunuz geçenlerde gün içinde milyonlarca insanın kullandığı metroda patlama yaşandı ve insanlar öldü. Bu tam da ben döndükten 2 gün sonra oldu, ben oradayken patlasa herhalde metroya adımımı atamazdım sanıyorum. İlginç bir not da şehirde birçok arabanın elinizi kaldırdığınız anda durup, bir nevi taksi görevi görmesi. Evet, şoförle pazarlık yapıp belirli bir ücret karşılığı sizi gideceğiniz yere bırakmasını isteyebilirsiniz. Moskova’da her araba taksi sözü de buradan geliyor.
Bu kadar olumsuz noktadan sonra olumlu hiç mi bir şey yok diyecek olursanız, özellikle Mayıs ayından sonra havaların da ısınmasıyla daha canlı ve güzel bir şehir olduğu söyleniyor. Şehir merkezindeki Arbat‘ta gezmek, parklarda oturmak ve kışın adeta donan Moskova nehrinin etrafında yürümek ve Bolşoy Tiyatrosu’na gitmek gibi aktiviteler yapılabilir. Tabii sadece gece dışarı çıkmak için de düşünebilirsiniz, şehrin çeşitli yerlerinde bulunan ve güzel müzik yapan gençlerin takıldığı birçok mekan da bulunuyor. Tabii bunun için haftasonu gitmek daha mantıklı. Moskova ile izlenimlerim bunlar, yolunuz bir gün düşerse bir Russki Standard da için derim.

About the author

1979 İstanbul doğumlu Bilgisayar Mühendisi, @4sqturkiye yazarı ve çeviri sorumlusu, @foursquare'de SuperUser, @mekanist ailesinde Guru'dur, @pfizerturkiye'de çalışır.


Bir detay da ben ekleyeyim